Geri
TÜRK TARİHİNDE ÖNEMLİ TARİKATLER VE KURUCULARI
..:: 1 ::..
Bu
bölümde büyük tarikatlerin ve vaktiyle Türkler arasında
yaygın olanların pîrlerinin terceme-i hallerini
ve bizler için faydalı olan sözlerini zikrederek
bu hususta muhtasar bir malumat verilecektir.
Tarikat
şeyhleri hakkında müridleri tarafından pek çok menkıbevî
eserler yazılmış ve neşredilmiştir. Fazla bilgi
edinmek isteyenler bu gibi kitaplara müracaat edebilirler.
1-KÂDİRİYYE
TARÎKATİ
1.
Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Bekr eş-Şibli, 3. Abdurrahman
et-Temîmî, 4. Ebû'l-Hasan Ali bin Muhammed el-Kureyşî
el-Hünkarî 5. Ebû Saîd el-Mahzûmî, 6. Abdü'l-Kadir
Gîlanî.
ABDU'L-KÂDİR
GÎLÂNÎ
Künyesi Muhyiddin Ebû Muhammed bin Ebi Salih'dir.
Gavs-ı A'zam diye şöhret bulmuştur.
Evliyaullahın büyüklerindendir ve Kâdiriyye tarikatinin
pîridir. Nesebi İmam Hüseyin bin Ali bin Ebîbekr
hazretlerine vâsıl olur.
470
(1077-78) tarihinde İran'ın Gîlan kasabasında dünyaya
gelmiştir. Genç yaşında tahsil için Bağdad'a gitmiştir.1
Kadı
Ebû Saîd Mahzûmî'den fıkıh, Ebû Bekr bin el-Muzaffer
ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinlemiş,
bilahare va'z ve tedrise başlamıştır. Hanbelî mezhebine
mensuptur.
Sonraları Ebû Zekeriyya et-Tebrîzî'den edebiyat
okumuştur. Tahsilini tamamlayıp, bir müddet daha
Bağdad'da va'z u nasihatte bulunduktan sonra, halvete
çekilip, riyazetle yaşamaya başlamıştır. Bundan
sonra seyahate çıkıp, mücahede-i nefse ve sahralarda
ikametle zühd ve ibadete koyulmuş, o sıralarda Şeyh
Ahmed Debbâs'la sohbet edip, kendisinden ahz-ı tarikat
etmiştir.
528
(1134) tarihinde Ebû Sa'd Medresesi'nde ders verirken,
aynı zamanda usûl-i fıkıh ve tasavvufa ait bazı
kitaplar yazmıştır.
561
(1166) tarihinde Bağdad'da vefat etmiştir.
Abdü'l-Kadir'in
telifâtı umumî olarak dinî mevzulara aittir ve ekserisi
va'z ve hutbelerden ibarettir:
1.
El-Gunye li Talibi Tarîki'l-Hakk: Sülûk ve ahlaka
ait bir risaledir. Kahire'de 1288 (1871) tarihinde
tab' edilmiştir.
2.
El-Fıkhu'r-Rabbânî: 545-546 (1150-1151) yılları
arasında verdiği altmış iki va'zdan ve bir zeyilden
ibarettir. Bu kitap da 1302 (1885) tarihinde Kahire'de
basılmıştır.
3.
Fütûhu'l-Gayb: Oğlu Abdürrezzak'ın topladığı çeşitli
mevzular hakkında babası tarafından verilmiş yetmişsekiz
va'azı havidir. 1304 (1887) tarihinde basılan "Behcetü'l-Esrar"ın
kenarındadır.
4.
Hizbü Beşâiri'l-Hayat: Tasavvufî evraddan ibarettir.
İskenderiye'de 1304 (1887)'de basılmıştır.
5.
Cilau'l-Hâtır min Kelami'ş-Şeyh Abdi'l-Kadir: Keşfü'z-Zünûn,
c.1, s. 592'de zikredilmiştir.
6.
El-Mevâhibu'r-Rabbaniyye ve'l-Fütûhu'r-Rabbaniyye
fi Meratibi'l-Ahlaki's-Seniyye ve'l-Makamati'l-İrfaniyye:
Ravza-tü'l-Cennat, s. 441'de zikredilmiştir.
7.
Yevakîtü'l-Hikem: Keşfü'z-Zünûn, c. 2, s. 2053'de
zikredilmiştir.
8.
El-Füyûzatü'r-Rabbaniyye fi'l-Evradi'l-Kadiriyye:
Bu eser de 1303 (1886) tarihinde Kahire'de basılmıştır.
9.
Behcetü'l-Esrâr ve diğer terceme-i hal eserlerinde
mevcut olan mev'izalarından ibarettir.
Eserlerindeki
mev'izaların umumî mevzuları şudur.
Müridin
bir müddet çile devresini geçirerek, dünyadan tamamiyle
el çekmesi ve bundan sonra tekrar dünyaya dönüp,
ondan haz ve nasibini alarak, başkalarını irşad
etmesi.2
Kadiriyye tarikatinin şubeleri: Esediyye, Ekberiyye,
Mukaddesiyye, Garibiyye, Eşrefiyye, Rûmiyye, Yâfiyye,
Hamadiyye, Hilâliyye, Hindiyye'dir.3
2-YESEVİYYE
TARİKATİ
1.
Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî, 3. Ebû Ali Kâtip,
4. Ebû Osman Mağribî, 5. Şeyh Ebû Kasım Kürkanî,
6. Ebû Ali Faremedî, 7. Hoca Yusuf Hemedânî, 8.
Ahmed Yesevî.
HOCA
AHMED YESEVÎ
Ahmed
Yesevî, ilk tahsil yıllarını Yesi'de geçirdikten
sonra Maveraünnehr'in büyük İslam merkezi olan Buhara'ya
geldi. Buhara o sırada İslam kültürünün çok mühim
bir merkezi bulunuyordu.
Ahmed
Yesevî, Buhara'da devrin en ileri gelen alim ve
mutasavvıflarından Şeyh Yusuf Hemedanî'ye intisap
ederek, onun nüfuzu altında kaldı ve onunla beraber
birçok yerleri gezdi. Şeyhinin büyük teveccühünü
kazanarak onun üçüncü halifesi oldu. Ahmed Yesevî
ilk iki halifeden sonra 555 (1160)'de Buhara'da
şeyhin postuna geçti; bilahare Yesi'ye döndü. 562
(1166)'de ölümüne kadar bu şekilde kuvvetli bir
tasavvuf propagandası yaptı.
Ahmed Yesevî, Sir-Derya havalisinde, Taşkent ve
mülhakatında, Seyhun ötesindeki bozkırlarda büyük
bir nüfuz kazandı.
Bütün
İslam tarikatlerinde mevcut olan bir usul gereğince
Ahmed Yesevî de henüz hayatta iken bazı halifelerini
çeşitli memleketlere göndermiştir. Bugün bu halifelerinden
çoğu o memleketlerde yadedilmektedir.
Bu
arada halkın kolayca anlayabileceği tarzda, hece
vezni ile ve Türkçe, sofiyane manzumeler yazdı.
Bu manzumeleri biraraya getirilip "Divan-ı
Hikmet" ismi verilen bir kitapta toplanmıştır.
Bugün
elimizde Ahmed Yesevî tarafından yazılmadığı tesbit
edilmiş bir eser mevcut değildir. Ölümünden asırlarca
sonra yazılmış muhtelif tasavvuf kitaplarında, yahut
menakıp mecmualarında ona isnad edilen bazı sözler,
bazı hareketler, birtakım menkıbeler mevcuttur.
Divan-ı Hikmet adı altında toplanan manzumelerin
muhtelif Yesevî dervişlerine ait olduğu üzerinde
durulmaktadır. Zira bugün kütüphanelerde mevcud
olan bu kitabın, eski bir nüshasını bulmak şimdiye
kadar mümkün olamamıştır.
Manzumeleri
bilhassa 4/3= 7 ve 4/4/4= 12 hece vezinleri ile,
dörtlükler şeklinde yazılmış, yarım kafiye ve redif
kullanılmıştır. Dörtlüklerden mürekkep bazı uzun
manzumelerde her dörtlüğün sonundaki mısraların
kafiyeli olması, bunların umumî toplantılarda muayyen
bir beste ile okunduğunu göstermektedir.4
3-RIFÂİYYE
TARİKATI
1.
Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Muhammed Rüveym Bağdadî,
3. Ebû Saîd Yahya, en-Neccarî el-Vâsıtî, 4. Ebû
Mansûr et-Tayib, 5. Şeyh Mansûr el-Betayihî er-Rabbanî,
6. Ahmed Rıfaî.
AHMED
RIFÂÎ
Bazı
müelliflere göre 500 yılının Muharrem'inde (Eylül
1106), diğerlerine göre 512 (1118)'de Basra bölgesinde
Hasan köyünde doğmuştur. Babasını yedi yaşında iken
kaybetmiştir. Seyyid Ahmed'i dayısı Mansûr büyütmüştür.
Mansûr,
yeğenini Basra'ya göndererek Şafiî alimlerinden
olan Ebû'l-Fadl Ali el-Vâsıtî ile dayısı Ebû bekr
el-Vâsıtî'den ders okutmuştur. Yirmi yedi yaşında
tahsilini bitirip Ebû'l-Fadl'dan icazet aldığı vakit
Ümmü Âbide'ye yerleşmiş, dayısının ölümünden sonra
da tarikat şeyhi olmuştur 540 (1145).
Ebû'l-Hüdâ'ya
göre Ahmed Rıfaî hazretlerinin şu eserleri mevcuttu:
1.
577 (1181) ve 578 yıllarında irad etmiş olduğu iki
hitabe,
2.
Kasidelerinden teşekkül eden bir divan.
3.
Dua, vird ve hizibleri ihtiva eden bir mecmua,
4.
Bazı vesileler ile söylemiş olduğu birçok sözler
ki, bunlardan bazıları meviza denilecek kadar uzundur.
Ahmed
Rıfaî önce Mansûr'un yeğeni Hatice ile evlenmiş,
onun vefatından sonra Muhammed bin el Kasımiyye'nin
kızı Nefise'yi nikahlamıştır. Bu hanımından birçok
çocuğu olmuştur.
İbn
Celal "Cilâu's-Sadâ" isimli kitabında
Ahmed Rifaî'yi:
"Muaşereti
güzel, maişeti kolay ve sade, nefsi gani, ilmi çok,
ketum, sözünde duran, kusurları örten, fukara ile
düşüp kalkan, ezaya sabır gösteren, düşmana bile
nasihat eden insanların sevinç ve üzüntülerine iştirak
eden" bir zat olarak tavsif ediyor.
"Sahibu'l-Berâhin"
isimli kitabında ise Ahmed Rıfaî'nin:
"Sözünde
duran, şehvete düşkün olmayan, kanaatkar, eline
geçeni bezleden, kötü söz asla söylemeyen, az yiyip
içen, insanların her işlerine koşan, onlara faydalı
olmaya çalışan" kimse olduğundan bahsetmiştir.5
Rıfâiyye
tarikatinin şubeleri:
Haririyye,
Keyaliyye, Sayyadiyye, Aziziyye, Cendeliyye, Aclâniyye,
Katnâniyye, Fazliyye, Vâsitiyye, Cebertiyye, Zeyniyye,
Nûriyye, Mağrûfiyye.6
4-MEDYENİYYE
TARİKATI
1.
Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî, 3. Ebû Ali Hüseyin
bin Ahmed el-Kâtib, 4. Ebû Osman el-Mağribî, 5.
Ebû Kasım Ali bin Abdi'l-Vahid el-Kürkânî, 6. Ebûbekr
bin Abdillah et-Tûsî, 7. Ebû'l-Fütûh Necmüddin Ahmed
Gazzalî, 8. Ebû'l-Fadl Muhammed Bağdadî, 9. Ebû'l-Berekât
Ali Bağdadî, 10. Ebû Ya'za el Mağribî, 11. Ebû Saîd
Mağribî, 12. Ebû Medyen Şuayb bin el-Hüseyn el-Mağribî.
EBÛ
MEDYEN ŞUAYB
Meşhur
Endülüs mutasavvıfı, İşbiliyye civarındaki Cantillana
kasabasında doğmuş, 594 (1197-1198) tarihinde vefat
etmiş ve Tilemsen yaknıında el-Ubdâd'a defnedilmiştir.
Fakir bir aileye mensuptu. Henüz küçük yaşlarında
Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş ve yine o sıralarda
dokumacılık san'atını da öğrenmiştir.
Daha
sonra tahsil için Fas'a gitmiş, orada tasavvufa
meyletmiş ve Şeyh Ebû Ya'san'dan faydalanmıştır.
Dünyayı ve ona karşı olan muhabbeti terkederek tasavvufî
mertebeleri aşmış ve kutubluk makamına yükselmiştir.
Fas'da
birkaç senelik ikametten sonra Mekke'ye gitmiş ve
rivayete göre orada meşhur Abdü'l-Kadir Gîlanî ile
buluşmuştur. Mekke'den ayrılıp Becâye şehrine yerleşmiş,
orada büyük şöhret kazanmıştır.
Neşrettiği
akideler Sultan Ebû Yusuf, Ya'kûb'u kuşkulandırmış
ve Merakeş'e celbedilmiştir. Ancak bu seyahat sırasında
yolda vefat etmiş ve Rabiatü'l Ubbâd'a defnedilmiştir.
Ubbâd köyündeki mezarı halen ziyaretgahdır.
İbnü'l-Arabî,
Fütûhat-ı Mekkiyye'sinde ondan pekçok bahsetmiş
ve birçok hikayeler nakletmiştir. Fakat bununla
beraber onu hiç görmemiştir.7
Ebû
Medyen tarafından ta'lim edilen akide Yahya bin
Haldûn'a göre onun ekseriya tekrar ettiği şu beyitte
hülasa edilmiştir.
"Eğer
hakikî hedefe ulaşmak istiyorsan, Allah'tan başka
maddî ve maddeye bağlı bulunan herşeyi terket".
Ebû
Medyen'in eserleri bazı tasavvufî ve dinî şiirler
ile, bir vasiyye ve bir akideden ibarettir. Bu yazmalar
Paris ve Cezayir milli kütüphanelerinde, arapça
yazmalar kısmında mevcuttur.8
Medyeniyye
tarikatinin şubeleri:
Cebertiye,
Meymûniyye, Deccâniyye, Ulvâniyye-i Hameviyye.9
5-KÜBREVİYYE
TARİKATI
1.
Ebu Necib Abdü'l-Kahir Zıyaüddin Sühreverdî, 2.
Rûzbihan Baklî, 3. İsmail Kasrî, 4. Ammâr Yasir,
5. Necmüddin Kübrâ.
NECMÜDDİN
KÜBRÂ
Kübreviyye
veya Zehebiyye tarikatinin kurucusu olup, XII, XIII.
asır İran sofîlerinin en mühim şahsiyetlerinden
biridir. İsminin tamamı Ahmed bin Ömer Ebû'l-Cennab
Necmüddin Kübrâ el-Hivakî el-Harezmî'dir.
Sofîliğin
gelişmesinde rolü pek büyük olmuştur. Onun birçok
talebeleri arasında tasavvufî akidenin büyük mümessillerini
bulmaktayız.
Münazara
ve mübaheseyi çok sevdiğinden ve her münazarada
hasımlarını yendiğinden kendisine, "et-Tammetü'l-Kübra"
ismi verilmiştir. Bu isim sonraları çok meşhur olmuş,
zamanla baştaki kelime de unutularak sadece "Kübra"
denmiştir.
Necmüddin
Kübrâ 540 (1145) senesinde dünyaya gelmiş, genç
yaşta seyahatlere çıkmış ve Mısırda meşhur Şeyh
Rûzbihan el-Vezzah el-Mısrî ile tanışmış, onun müridi
olmuş ve şeyhinin nezareti altında son derece sıkı
riyazet geçirmiştir. Bu sırada şeyhin teveccühünü
kazanmış ve kızı ile evlenmiştir. Necmüddin birkaç
sene Mısır'da kalmış, bu zaman zarfında iki oğlu
dünyaya gelmiştir.
Bir
gün İmam Ebu Nasr Hafza'nın Tebriz'de "sünne"
hakkında güzel dersler verdiğini duymuş, bunun üzerine
hemen oraya hareket ederek Sermeydan mahallesinde
Zahide hankâhında oturan mezkur kelam aliminin derslerine
devam etmiştir.
Necmüddin
"Şerhü's-Sünne ve'l-Mesalih" adında mukaddime
mahiyetindeki kelama dair eserini burada yazmıştır.
Bundan
sonra Şeyh Necmüddin Ammar-ı Yasir'e intisap etmiş,
onun tavsiyesi üzerine tam bir sofî olabilmek için,
İsmail Kasrî'nin mektebine girmiştir. Buradan ikinci
hırkayı (hırkayı teberrük) almış ve şeyhinin yanına
dönmüştür.
_____________________
1_
Nefehatın beyanına göre, Abdü'l-Kadir Gîlanî, ilim
tahsil etmek için Bağdad'a gitmek istediğini anesine
söylemiş, kadın oğlunun bu teşebbüsüne memnuniyetle
rıza gösterdiği gibi, kocasından kalan seksen dinarın
kırkını, oğlunun hırkası koltuğunun altına dikerek
Bağdad'a uğurlamıştır. Abdü'l-Kadir'e annesinin
tek nasihati; "Asla yalan söyleme" olmuştur.
Kafile Bağdad'a doğru giderken, eşkiyanın hücumuna
maruz kalmış. Şakilerden biri Abdü'l-Kadir'e, yanında
bir şeyler olup olmadığını sorunca, o da koltuğunun
altında kırk dinar dikili olduğunu söylemiş. Şakî,
çocuğun bu sözüne ehemmiyet vermemiş, ikinci bir
şakinin sorusuna da aynı cevabı veren Abdü'l-Kadir'i
reislerinin huzuruna götürmüşler ve orada, hırkasının
koltuğundaki kırk dinarı çıkarmışlar.
Eşkiya
reisi: "Paranın yerini niçin söyledin?"
deyince, Abdü'l-Kadir: "Anneme asla yalan söylemiyeceğim
hususunda söz vermiştim" cevabında bulunmuş.
O zaman reis, bu küçük çocuğun ahde sadakati karşısında
hayretler içersinde kalarak, kötü huyundan vazgeçmiş,
efradıyla birlikte, bundan sonra bu gibi hareketlere
tevessül etmiyeceklerine yemin etmişler ve aldıkları
eşyayı sahiplerinee teslim ederek ayrılmışlar (Lamiî,
Nefehat Ter., s. 586).
2_
Nefehat Ter., s. 585-586; Kâmusu'l-A'lam, c. IV,
s. 3087; İslam Ans., c. I, s. 80-82.
3_
Mir'atü't-Turuk, s. 6.
4_
Reşehat Tere., s. 14; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar,
s. 13-201; İslam Ans., c. I, s. 210-215.
5-
Nefehat Terc., s. 610-612; Kamusu'l-A'lam, c. III,
s. 2290; İslam Ans., c. I, s. 202.
6-
Mir'atü't-Turuk, s. 8.
7_
Fütûhât, c. I, 205, 247; c. IV. s. 551.
8_
Nefehat Ter., s. 605; Kamusu'l-A'lam, c. I, s. 759;
İslam Ans., c. IV. s. 36-37; İbnü'l-Arabî, Hayatı
ve çevresi s. 91-93.
9_
Mir'atü't-Turuk, s. 10.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|