Geri
TASAVVUFÎ TERİMLER (E)
..:: 1 ::..
EBCED:Bir
hesaplama çeşidi olup, Arap alfabesindeki her harfin
bir rakam değeri olduğu kabul edilerek yapılır.
Hadiselerin vuku zamanını tesbit, cifr veya önemli
olaylara tarih düşürme işleminde kullanılır. Kamus'un
verdiği bilgiye göre, Ebced, Hevvez, Huttî, Kelemen,
Sa'fas ve Karaşet Medyen ülkesini yöneten altı kralın
adıdır. Bunlar Şuayb (a)'ın kavmindendiler. Bu altı
kralın başında yönetici olan ve ilk sırayı işgal
eden kişi, Kelemen idi. Şuayb (a) kavminin helakinde,
bunlar da aynı akıbete uğramışlardır. Arapça yazım
harflerinin ilk olarak bu altı kişinin isimlerinin
harflerince tesbit edildiği kaydedilir. Ebced'in
esas adının Ebûcad olduğu, harf tekrarlanması sebebiyle,
kısaltılarak Ebced'e dönüştürüldüğü rivayet edilir.
Bu altı isme sonradan Sehaz ve Dazıgilen eklenmiştir.
Bu altı ismin, şeytan yahut haftanın günlerinin
adı olduğu da söylenir.
Ebced'in nümerik olarak değerlendirilmesi şu şekildedir:
Elif
: 1,
Be:
2,
Cîm:
3,
Dal:4
= EBCED
He:
5,
Vâv:
6,
Ze:
7 = HEVVEZ
Ha:
8, Ti ): 9, Yâ : 10 = HUTTÎ
Kef
: 20, Lam : 30, Mim : 40, Nün : 50 = KELEMEN
Sin
: 60, Ayın : 70, Fe : 80, Şad : 90 = SA'FAS
Kaf
: 100, Râ : 200, Sin : 300, Te : 400 = KARAŞET
Se
: 500, Ha : 600, Zel : 700, = SEHAZ
Dat
: 800, Zı : 900, Gayın : 1000, = DAZIGİLEN
Hemze
: ve A (l) da bir (1) sayılır. Farsçadaki çe, je,
Arapçadaki cim ve ze gibi, farisî kefi ile sağır
kef, Arapçadaki kef gibi rakamlandırılır.
EBED
: Arapça, sonsuzluk daimîlik manasında
bir kelimedir. Sufiyyeye göre ebed, Allah'ın isimlerinden
biridir. Ezel ve ebed arasındaki fark şudur: Ebed,
sonu olmayan; ezel, başı olmayan demektir. Abdülkerim
Cîlî'nin "el-İnsanu'l-Kâmil" adlı eserinde
şöyle bilgi verilir: "Allah'ın ezeliliği, ebediliğinin
aynıdır. Çünkü geçmiş ve gelecek denen iki göreli
taraf, Zât-ı akdes-i ilâhîsinden münkati ve kendisi
li-zatihî bekada münferiddir. Evveliyet denilen
izafetin, Zât-ı Sübhanisinden inkita ile tahakkuk-ı
evveliyetten evvel mevcut olmasına ezel, âhiriyyet
denilen izafetin inkıtaıyla âhiriyetten sonra gelen
ebedin mevcud olmasına ebed denildi".
EBHERİYYE
: Erdebiliyye'nin kollarından biridir.
Kurucusu Ebû Reşid Kutbüddin Ebû Bekr b. Ahmed b.
Muhammed el-Ebherî (ö. 573/1 177)'dir. Ebher'de
doğan Kutbüddin, Merağa'da yetişti. Azerbaycan ve
Semerkand'a seyahat etti. Şeyhi; Bağdad'da yaşayan,
Seyyid Ebu'n-Necib Şeyh Ziyâüddin Abdülkâdir'dir.
EBNÂ
: Arapça oğullar demektir. Dünya için çalışanlara,
ebnaü'd-dünya; âhiret için çalışanlara ebnaü'l-âhire
denilir. Her ikisi için çalışanlara ebnâü'l-mecmû
denir. Ebnâü'l-Ahvâl: Hallerin etkisi altında kalan
ve ona göre hareket edenler. Âbâü'l-Ahval: Hallerin
etkisi altında kalmayan, onları kullananlar.
EBR
:
Farsça, bulut anlamındadır. Çalışma ve çabalama
ile müşahedeye ulaşmaya sebep olan perde. Mecazî
olarak rahmet, ihsan, lütuf.
EBRAR:
Arapça, iyiler demektir. Allah'ın sevgili, iyi kullan
için kullanılan bir tabirdir. Ahyâr kelimesi ile
aynı mânâya gelir, abdal kelimesi ile de mürâdif
olduğu söylenir. Mukarrabûn derecesinin altındadır.
Bu gruba mensub olanlar ikiye ayrılır: Allah bir
kısmını, kullarına iade etmiştir, onlar arasında
yaşar, onları irşad eder. ikinci grubu ise, Allah
kullara iade etmemiş, kendisiyle meşgul etmiştir.
Hiyerarşik rical sıralamasında bunlara, "yediler"
denir. Bu ikinci grubun akıl gemisi, vahdet denizinde,
gayb vâridatlarıyla boğulmuştur: "Bunlara uyulmaz,
ancak inkâr da olunmaz". Birinci grup, hizmet
ehlidir. Halk ile meşgul edilmiştir. Bu nedenle,
vücutlarını şâir halkın istirâhatine sebep kılmışlardır.
Fırak-ı
hüsnüne takat getirmeyüb Yahya
Yolunda
baş verüb oldu güzide-i ebrâr.
Şeyhü'l-İslâm
Yahya
EBRU:
Farsça, kaş anlamında bir kelime. Sâlikte vuku bulan
kusur nedeniyle, derecesinin düşmesi ve ihmâle uğraması.
Zât-ı Kibriya'yı örtmesi ve varlık âlemini süslemesi
nedeniyle, sıfatlara da ebru (kaş) adı verilir.
EBSAT-İ
MEVCUDAT: Arapça, varlıkların en basiti.
Akl-ı evvel.
EBÛ
HARRAZİYYE: Fas'ta, Ebû Harrâz tarafından
kurulan bir tasavvuf okulu.
EBU'S-SUUD
EFENDİ'NİN TORUNU : Çok dindar, dünyaya
rağbet etmeyen salih insanlar için kullanılan bir
tabirdir. Osmanlılar devrinde şeyhü'l-islam olan
Ebu's-Suud Efendi, bu özellikle tanındığı için,
dindarlıkta ileri gidenler hakkında kullanılan bir
tâbir olmuştur.
EBU'L-VAKT:
Arapça, vakte sahip, vaktin babası demektir.
Vakit ve halin etkisi altında kalmayan sufîler hakkında
kullanılır. Bu gruba mensub olanlar, telvîn ehli
değildir. Telvîn ehline yani halin etkisi altında
kalanlara, "ibnu'l-vakt" denir. Ebu'l-vakt
bunun aksine "temkin" ehlidir. Bkz. Ebnâ
EBÛ'-VEFÂİYYE:
Rifâiyye'den Sa'diyye'nin bir kolu.
EBU
YAKUBİYYE: Ebu Yâkub el-Baveysî tarafından
kurulan bir tasavvuf okulu.
ECSÂM:
Arapça, cisimler demektir. Çeşitli kısımlara ayrılır:
1.
Ecsam-ı Tâbîiyye (tabii cisimler) : Keşf erbabına
göre, arş ve kürsî
2.
Ecsam-ı Unsuriyye (aslî cisimler) : Gökler ve ondaki
inceliklerden gayri herşeydir.
3.
Çeşitli Tabu Cisimler : Unsurlar ve ondan olan Mevâlîd-i
Selâse'den birleşip meydana gelen şeyler, doğru
hareket yapan basit cisimler.
EDEB:
Arapça, iyi ahlak, güzel terbiye, utanma, zarafet,
usluluk, insanlara kavlen, fi'len güzel davranışta
bulunmaktan ibarettir. Cürcanî'ye göre, hatanın
her çeşidinden sakınmayı bilmektir. Edeb'den, şeriat,
hizmet ve Hakk'ın edebi anlaşılır, ilki, dinin zahirine,
şekli unsurlarına tam anlamıyla riayet etmek, ikincisi
hizmette ileri gitmekle birlikte yaptıklarını görmemek
(yani kendine mal edip ucube düşmemek), üçüncüsü
Allah'a ve kendine ait olanı bilmekdir. Mutasavvıflar,
genelde iki türlü edeb kabul ederler: Birincisi
şeklî, zahirî edeb ki; ameli riyadan, münafıklıktan,
yağcılıktan korumaktır. İkincisi de batınî edebtir
ki; kalpteki şehvet, itiraz, irâdede zayıflık vs.
gibi olumsuz şeyleri temizlemekten ibarettir. Edebler
sünnetleri güçlendirmek içindir. Sünnetler vacibleri,
vacibler de farzları güçlendirir. Farzlar ise imanı
korumak içindir.
EDEB
ERENLERE : Topluluk içinde söylenmesi ayıp
bir konu gündeme gelince, bu ifade kullanılır. "Hâşâ
huzurdan dışarı, hâşâ huzurunuzdan, sözüm meclisten
dışarı " mânâsına gelir.
EDEB-ERKÂN:
Erkân Arapça'da temeller, esaslar, direkler
anlamlarına gelir. Manevî eğitim gören sâlikin,
her yerde ve her an, daima kendisini gören, her
hareketini bilen Allah'ı düşünerek ve buna bağlı
olarak ağzından çıkan sözlere, yaptığı hareketlere
dikkat ederek, edeb üzere bulunmasıdır. Direkler
manasına gelen "erkân" sözü de, tasavvuf
okulunun usûlü ile ilgili bir terimdir. Her sûfinin,
bu konuda da bilgili olması ve ona göre hareket
etmesi, kendisinden beklenir. Edeb ve erkân konusunda
hatalı davrananlara "edeb, erkân bilmez"
ifadesi kullanılır. Halk arasında da lafını sözünü
bilmez, patavatsız, laubali davranışlı kimseler
için yine bu tabirin kullanıldığını görmekteyiz.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|