Geri
AVARİF-ÜL ME'ARİF (TASAVVUFUN ESASLARI)
..:: 1 ::..
Yazar:
Sühreverdi
GİRİŞ
SÜHREVERDİNİN
HAYATI VE ESERLERİ
1.Hayatı:
"
Devrin siyasi ve kültürel durumu
Müellifin
yaşadığı çağ Abbasi hilafetinin yıkılışına tekaddüm
eder.
Bu
dönem aynı zamanda İslam dünyasında medreselerin
ve tekkelerin kurulup yaygınlaşmaya başladığı dönemdir.
İbn-i
Arabi, N. Kübra, A. Geylani, Razi gibi büyük kametler
bu dönemde boy gösterir.
"
Müellifin adı ve nesebi
Adı
Ömer bin Muhammed Künyeleri Ebu Hafs, Ebu Abdullah,
Ebu Nasr, Ebul Kasım Nesebi Ebubekir (ra)' e dayanır.
Sühreverdi 6 aylık çocukken babası kadılık makamında
bir iftira sonucu idam edilir.
Lakabları,
Şihabuddin, Şeyh-ül İslam, Şeyh-uş Şuyuh,
" Memleketi ve doğumu
Doğum
yeri Irak-I Acem bölgesinin kuzey batı köşesinde
Cibal eyaleti, Zencan'a bağlı küçük bir kasaba olan
Sühreverdi 16 yaşına kadar burada, geri kalan ömrünü
Bağdat'ta geçirdi. Doğum tarihi H. 539 Şabanın ilk
gecesi (27 Ocak 1145)
"
Yetişmesi ve hocaları
1.Abdulkahir
Es-Sühreverdi (d.488) Sühreverdi'nin amcasıdır.
Ebulkasım
b. Fadlan (ö. 565)
Ebul
Muzaffer Hibetullah eş Şibli (ö. 563)
Ebul
Feth ibn-ul Batti (ö.564)
Ma'mer
bin El Fahir (ö.564)
Ebu
Zür'a el Makdisi (ö.566)
Ebul
Fütuh et Tai (ö. 555)
A.
Kadir Geylani (ö. 561)
Bir
ara uzlete çekildi. Daha sonraları irşad ve vaazlara
başladı. Zamanın halifesi (Nasır) kendisine ciddi
hürmet gösterdi. Halife tarafından muhtelif yerlere
(Harezm, Konya vs.) elçilik vazifesi ile gidip gelmiştir.
Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti. 26
Kasım 1234'te vefat etti. Bahauddin veled, İbnu
Farid, İbni Arabi'lerle mülakatı olmuştur. Münziri,
Hafız Zeynettin gibi kimseler kendisinden icazet
almışlardır.
"
Halife ve müridleri
1.
Ebu Cafer Muhammed bin Ömer es Sühreverdi ( ö.655)
2.
Bahauddin Zekeriyya el Multani (ö. 661)
3.
Necmuddin Alibuzguş eş Şirazi (ö.678)
4.
Kemaleddin İsfahani (ö.635)
5.
İzzeddin b. Abdüsselam (ö.660)
6.
Sadi-i Şirazi (ö.691)
2.
Eserleri:
1. Avarif-ül Mea'rif
En
meşhur eseridir. 63. Bölümden meydana gelir. Muhtelif
konuları bakımından Kuşeyri Risalesi, Kut-ul Kulup
ve İhya ile ciddi benzerlik gösterir. Yıllarca tekkelerde
hassaten okutulmuştur.
2.
Nuğbet-ül Beyan Fi tefsir-ül Kur'an
3.
Reşf-ul Nesayih-il İmaniye ve Keşf-ul Fadayih-il
Yunaniye
4.
İrşad-ül Müridin ve Mecd-ad Talibin
5.
İ'lamül hüda Akidetü Erbaa'tü-t Tüka
6.
Er-Rahik-ul Mahtum
MÜELLİFİN
ÖNSÖZÜ
Allah
(cc) kalp temizliğine ermiş olanlara kendini tanımaya
bahşeder. Onlar zikirle hoş ve derin nefes alırlar.
Dünyayı ve menfaatini hor görür geceleri kaim, gündüzleri
saimdirler. Dünyevi lezzetlere bedel Kur'an'dan
tad alırlar. Kur'an ve sünnete bağlılıklarından
ötürü. Onlara taraf-ı ilahiden halkı irşad, Hakk'a
davet vazifesi verilmiştir.
Bir kavmin sayısını arttıran onlardan olur.
İlmi Tasavvuf, saf gönüllere, ihlaslı kalplere inen
Rabbani bir hak vergisidir.
1.
BÖLÜM
TASAVVUF
İLMİNİN MENŞEİ
Tasavvuf
hali, zevki ve keşfi bir ilimdir.
İnsan
tabiatının devamlı değişen istekleri cehaletin,
gafletin, bir çeşitidir. Sufilerin kalpleri ise
Allah ile doludur.
Her
ilmin kendi sahasında temel dinamikleri belirlenip
usulleri tayin edilmiştir. Tasavvuf da bu tasniften
nasibini almıştır.
Allah
gökten su indirdi, demek nurları taksim etti, dereler
onunla dolup taştı ayeti ise Allah Teala'nın ezelde
taksim ettiği nur kalplerde dolup taştı manasına
gelir. Fıkıh, dünyada tam manasıyla züht hayatı
yaşayan tasavvuf aliminin ilmidir. Birinci dereceden
ilim, istikamet ve hidayet kaynağı Peygamberimiz
(SAV) dir.
Aşağıda
olan her şey mütevazi olur. Din insanın kendisini
Rabbine adaması onun karşısında varlık iddia etmemesidir.
İlim
pınarlarının suyu kalbe ulaşınca kalp gözleri tam
manasıyla açılır. Kişi hakkı batıldan ayırdeder.
İbn-i
Abbas: En iyi ibadet dini anlamaktır.
Efendimiz
(SAV)'in ilim ve marifeti, bütün varlıların isimleri
kendisine öğretilen Hz. Adem (AS)'den intikal etmiştir.
Gerçek
sufi mukarrebdir.
Ebrar,
mukarrebin haliyle hallenmedikçe "mutasavvuf",
hal kendilerinde tahakkuk ederse "sufi"
olur.
2.
BÖLÜM
SUFİLERİN
DUYDUKLARINI ANLAMALARI
İşitmenin
hayırlı oluşunun alameti, kişinin Hakk'tan duyduğunu
bütün özellik ve vasıflarıyla anlayarak işitmesi
ve dinlemesidir.
Sufi
anlatılan ve ilham edilene kulak verir.
Şibli:
"Kur'an'ın nasihatleri kalbi Allah ile beraber
olan ve göz açıp kapayıncaya kadar da olsa O (cc)'ndan
gafil olmayanlar içindir."
Anlayış
makamı, sohbet ve konuşma yeridir. O da kalbin işitmesinden
ibarettir. Müşahade makamı ise kalbin basiretli
olmasıdır. Anlayış, ilham ve semain tabi neticesidir.
Kalbin ölümü nefsin şehvetlere dalmasındandır.
Allah
Teala'ya kulak vermeye mani olan her şey nefisden
kaynaklanır.
Anahatlar
umumi bir bakışla idrak edilir. Tefarruat ise insan
yaratılışının kifayetsizliği sebebiyle tamamiyle
idrak edilemez.
Tohum
eken hakime benzer, tohum ise doğru söze benzer.
Heva
ve hevesten tad almak asalak bir dikenin gelişmekte
olan bir bitkiye mani olması gibidir.
Sufinin
kalbi ilahi sevginin bütün lezzetleriyle konakladığı
yerdir. Saf sevgi ruhu huzur-u ilahiye ulaştıran
bir bağdır.
Rasulullah
(SAV) kainat yaratılmadan önce makam-ı istikrara
en yakın kişi olmuş, temkin sohbetine katılmış bulunduğundan
bütün hal ve davranışlarında ilahi n urlar apaçık
görülmüştür.
Fehimden
ilme, ilimden amale ulaşılır.
Ayetler,
ilahi hususiyet ve vasıflar taşır. Okunması ve dinlenilmesiyle
ilahi tecelliler yenilenir ve kişi Allah'ın azamet
ve cemalinin aksettiği bir ayna olur.
Cafer-i
Sadık "Allah kullarına kelamı ile tecelli eder,
fakat onlar bunu idrak edemezler."
Duydukları ve dinledikleri Allah katından olunca,
duyduğu gördüğü, gördüğü duyduğu olur. Sonu evvelki
haline döner. Evveli sonu olur.
Konuşana
sözünü bitirinceye kadar mühlet vermek, dinlerken
sağa sola bakmamak ve hatibin yüzüne bakmak iyi
dinleme adabındandır.
Rasulullah
(SAV)'tan gelen haberleri, salihlerin hayatını,
ahiret ahvalini dinlemek, ilim öğrenmek isteyene
gereklidir.
3.BÖLÜM
TASAVVUF
İLMİNİN FAZİLETİ
Ulema,
ümmetin yol göstericisi, delili, dinin direğidir.
Süfyan b. Uyeyne "İnsanların en cahili bildiği
halde yapmayan ve en faziletlisi ise Allah'tan en
çok korkandır."
"
İlmi ile amil olmayan alimin ilmi bereketiyle amele
dönmesi umulur. İlim hem farz hem de fazilettir.
Kitap ve Sünnete istinat etmelidir.
Farz
ilim, ihlas ilmidir. Tehlikeli davranışları incelikleriyle
bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan
ilimdir. Alış-veriş, nikah ve talak ilmidir. Cahili
olduğu ilmi elde etme ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek,
yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi
bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehy ilmini öğrenmek
farz olan ilimdir denilmiştir.
Ebu
Ali el Cüzcani: Allah'tan istikamet üzere olmayı
isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden
değil.
Kırık
kalpli ve amelinden ötürü kendini sorumlu tutmak,
nefsini itham etmek, keramet ve keşiften üstün tutulmalıdır.
Yakin
bir defa hasıl oldumu yeni harikuladeliklerle yakin
artmaz. Bulunduğu makam istiğna makamı olduğundan
ilahi kudretin harikuladelikler vasıtasıyla bilinmesine
ihtiyacı olmadığı gibi, bunda ilahi bir hikmet de
yoktur.
Eğer
kişi marifet yolunda ilerlerken keramet ve harikuladeliklere
rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim
olmadığı gibi eksiklik de değildir.
Bütün
ilimlerin tahsili esnasında dünya muhabbeti ve takvanın
hakikatlerinden uzak kalmak tahsile mani olmaz hatta
bazen bu ilmi elde etmeye (çünkü ilimle uğraşmak
çok zordur) yardımcı olur.
Ehl-i
tasavvufun ilmi, dünya ile elde edilmez, heva ve
hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz.
Takva medresesi dışında da öğrenilemez.
Sufiler,
muhabbetin her çeşidine vakıftırlar. Muhabbet-i
Zati'den muhabbet-i sıfatı, kalbi muhabbetten ruhi
muhabbetin farkını bilirler.
Saf
bir takva ve zühdde kemal, ilimde üstün olmakla
elde edilir.
Kalp
aynası cilalanmış kimse, Levh-i Mahfuz'dan bazı
bilgilere sahip olabilir. Külli ilimleri ihata eden,
cüz'i ilimlere dönmeye onlarla uğraşmaya ihtiyacı
yoktur.
Yaşanmayıp
çok ilim elde etme düşüncesi şeytanın bir aldatmacasıdır.
İlm-ül
verase ilm-ül diraseden geçer. Hakka'l yakin derecesi
ilimleri vicdanidir. Müşahade makamından üstündür.
Sahabe
yakin ilmini kendileri hallederken, fetva ilmini
tabiine havale ediyordu. Mufassal bilgi, kalp temizliği,
üstün seciye ve kabiliyetle elde edilir. Mücmel
bilgi ilmin aslıdır.
Allah
(cc) kuluna hayır murad ettimi onu taate muvaffak
kılar.
Salih
amel, salih amele götürür. Alim ve zahid sufi kendini
kimseden üstün görmez. Tercih edildiğinde aleyhinde
bir fitne olmasından korkar.
4. BÖLÜM
SUFİLERİN
HALLERİ VE TARİKATLERİ
En
mühim şey, her türlü kin ve düşmanlıktan arınma.
Kin adavete saik dünya sevgisi, makam ve mevki tutkusu.
Kötü
sıfatlar değiştikçe perdeler kalkar, sünnete muvafakat
mümkün olur. Resulullah (sav)' a intiba eden ilahi
muhabbetten en çok nasib dar olandır.
Resulullah
(sav)'intiba etmekle elde edilen başarıların en
şereflisi Allah (cc)'a sığınma ve ilticadır. Bunda
ruhi bit istiğrak ve dua makamına yakın olma gizlidir.
"
Murad" ilahi yardıma mazhar olmuş, şuhum aleminin
kötülüklerinden korunmuş demektir.
Tasavvuf
nefsin tabii arzularına sed çekme, açlık ve dünyayı
terkle elde edilir. Mutabakat yolu dışındaki bir
hareket mahrumiyet, sünnete ittiba ise hikmetli
konuşmayı netice verir.
Sehl b. Abdullah: Kitap ve sünnetin kabul etmediği
bütün vecd halleri batıldır.
5. BÖLÜM
TASAVVUFUN
MAHİYETİ
Tasavvufun
mahiyeti "fakr" oluşturur. Fakrın sıfatı;
yokluk anında sükunet ve rıza, varlıkta dağıtma
ve isar.
Fakir,
Allah' a arzedilecek haceti olmayandır.
Fakir,
hiçbir şeye malik olmayan, hiç bir şeyin de kendisine
malik olmadığıdır.
Fakir,
kulluk vazifesiyle meşguldür. Rabb'isinin hacetini
bildiğini bilir.
Tasavvuf,
fakr ve zühdü cem eden bir isimdir. Tasavvuf edeptir,
güzel oydur.
Sadık
müridin izn-i ilahiye olan bağlılığı sağlamlaşmadıkça
zenginliğe dalıvermesine izin verilmez.
Tasavvuf
iyi geçinme, alınana üzülmeme, altınla toprağı bir
görmedir.
Tasavvuf,
kendinde ölüp Hakk'la dirilmedir.
Sufi
toprak gibidir, ona her şey atılır, ama ondan sadece
güzel ve hoş şeyler çıkar.
Tasavvuf
çiledir, sıkıntıdır, ıstıraptır.
6. BÖLÜM
SUFİ
KELİMESİNİN KÖKÜ
Sufiler
yün giyerler yün (suf) e izafeten "sufi"
denir.
Huzur-u ilahide ön safta bulunduklarından "saff"a
izafeten
Safevi kelimesinden türemiştir. Eshab-ı suffe'ye
izafeten.
Horasanlılar
yerleştikleri mağaraya izafeten "Şikufiyye",
Şamlılar ise "Cuiyye" ile adlandırılırlar.
Tercihe
şayan ise "suf" ( yün) e nisbet edilenidir.
Sufi,
H.200'üncü yıla kadar kullanılan bir kelime değildir.
7. BÖLÜM
MUTASAVVIFLAR
VE ONLARA BENZEYENLER
Kişi
sevdiği ile beraberdir.
Müteşebbihin
sufilere olan sevgisi, sufilerin ruhlarının kendisini
anladığı gibi kendi ruhunun da onları anlaması ve
yakınlaşmasından kaynaklanır.
Sufiyye
yolunun basamakları; iman, ilm, zevk.
Sufinin
telvini (halden hale geçmek) kalbini bulma, mutasavvıfınki
kalp mertebesinden nefis mertebesine düşerek, nefsini
görmekle gerçekleşir. Müteşebbihin telvini yoktur.
Sufinin
şarabı saf ve halis, mutasavvıfınki biraz karışık,
müteşebbihin şarabı ise daha katkılıdır.
İbn-
i Ata: "Cenab-ı Hakk'ı dünyevi endişe veya
menfaatı nedeniyle seven zalim, ahiret için seven
muktesid, iradesini Cenab-ı Hakk'm iradesine terkeden
sabıktır.
Cüneyd:
"Marifete ihtiyacı olanla karşılaştığın zaman
ona ilimle değil, rıfk ve hilmle yanaş." Sufilerle
veya müteşebbihlerle beraber olan şaki olmaz.
8.BÖLÜM
MELAMETİLİK
VE MELAMETİLER
Melameti,
halis, sadık kimselerdir ki amellerine başkalarının
vakıf olmasını istemezler. Amelinin ortaya çıkmasından,
günahının ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar.
Sufi ise ihlasından dolayı kendi ihlasını da unutmuştur.
Osman
el Mağribi: "Melameti; halkı aradan çıkaran,
fakat nefsine karşı bunda muvaffak olamayan kimsedir.
Bu "muhlis"tir. Sufi ise kalbinden ve
amelinden halkı çıkarıp nefsini de bertaraf eden
kimsedir ki bu da "muhlas"tır."
Arif
gerektiğinde amelini maslaha için izhar eder.
Melameti,
mutasavvıftan ileri, sufiden geri bir mertebededir.
Melamatiyye
Usulüne Göre Zikir:
1.
Dil ile
2.
Kalp ile
3.
Sır ile
4.
Ruh ile
9.
BÖLÜM
SUFİ
OLMADIKLARI HALDE SUFİ GÖRÜNENLER
Fitneye
tutulmuş çarpık kimselerin zannettiği şeyler melametilerde
yoktur.
"Kalenderiyye",
kalp temizliğinin verdiği sarhoşlukla şer'i hudutları
bozan, bir arda oturma ve birlikte olma konusundaki
her türlü kayıtları ve adabı ortadan kaldıran gruptur.
Allah
ile beraber olduğuna inandıkları kalplerinin güzelliği
ve temizliği ile yetinirler.
Kimisi
ibahilerin yolunu tutarak içlerinin Allah'a ulaştığını
iddia ederek, bunun da ulaşılması gereken hedef
olduğunu savunmuşlardır.
Şeriatın
reddettiği her şey zındıkadan başka bir şey değildir.
Aldatılmış
olan bu tür kimseler, şeriatın kulluğun gerektirdiği
bir hak ve vecibe, hakikatin da kulluk görevinin
inceliklerine vakıf olmak, demek olduğunu bilemediler.
Hz.
Ömer (ra): "Kendisini töhmet altında bırakacak
duruma sokan kimse, bu yüzden hakkında da kötü düşünen
kimseleri kınamasın."
Allah(cc)
her hangi bir şeye hululdan münezzeh olduğu gibi,
kendisine de her hangi bir şeyin hululünden münezzehtir.
Hakikat
derecesine ermiş bazı muhakkiklerin, sohbetlerinde
duydukları gibi konuşmaya ve yanlış anlamaya sebep
olacak sözler söylemeye cesaret etmelerinin sebebi,
uzun muamele ve mücahade neticesinde zahiri ve batıni
olarak bu sözlerin kendilerine gelmesi, sufiye topluluğunun
esasları olan takvada sadakat, dünyaya karşı gösterilen
zühd ve kemal gibi prensiplere sımsıkı sarılmalarıdır.
10. BÖLÜM
ŞEYHLİK
MAKAMI
Şeyh,
Allah'ı kullarına gerçek manada sevdiren, kullarını
da Allah(cc)'a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir.
Şeyh,
ittiba-i Resul(sav)'u şart koşar ve oraya götürür.
Tezkiy-i
nefis yoluyla Cenab-ı Hakk'ı bildirir ve sevdirir.
Şeyhin
üzerinde Cenab-ı Hakk' m verdiği bir vakar vardır.
Şeyhlik
yolundaki salik nefsini iradesiyle iyiliğe sevkeder.
Kalbin
biri nefse diğeri ruha bakan iki yüzü vardır.
Şeyh,
kendi nefsini daha önce nasıl düzeltmiş ise müridini
de öylece düzeltir.
Hz.
İsa: "İkinci doğumu gerçekleştiremeyen kimse,
semanın melekutuna yükselemez."
Akıl,
mülk aleminde tasarrufa sahip olduğu için matematik
ilminin delillerine vakıf olabilir. Fakat,
melekut alemine yükselemez.
Şeyhlik
konusunda salih salikin durumu
1-Mücerred
Salik: Cenab-ı Hakk'ın kendisine lutfettiği kadar
nasibini alır. Nefse ait bazı sıfatlardan dolayı
şeyhliğe erişemezler.
2.
Mücerred Meczup: Farzların dışında belli bir amelleri
ve seyr-i sulukları olmadığı halde Allah(cc)'m
kendilerine lutfettiği kadar, ruhi huzur ve sükuna
erişilen hallerden nasibini alabilirler. Şeyhlik
makamına layık olamazlar.
1.
Salik-i Meczub: Diğer ikisine nazaran daha açık,
lutf-u ilahiye daha mazhar, daima avlar ama avlanmaz.
Bazı sıfatlardan dolayı şeyhlik makamına ulaşamazlar.
2.
Meczub-u Salik: Mutlak şeyhlik makamına en layık
olanlar ; "Perde-i gayb kalksa yakinim ziyadeleşmeyecek."
diyebilenler. Halin etkisinden kurtulmuş, hal ona
değil o hale galiptir. Bedenler ve kalıplar Hakka
yaklaştırılmış ruhların uzanıp kısalarak secde eden
gölgeleri gibidir. Asılları şehadet aleminde kesif,
gölgeleri latiftir. Gayıp aleminde ise asıllara
latif, gölgeleri kesiftir.
Şeyhlik
makamına eren;
Hakkal
yakine ulaşmış bir arif ,
Maddi
- manevi, nurani ve zulmani perdelerden sıyrılmış,
Hakk
tarafından sevilen, nazarı deva, sözü şifa,
Sukutu
Allah'la
Lutf-u
kahrı bir gören kimsedir.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|