Geri
TASAVVUF YOLUNDA 100 ADIM
..:: 1 ::..
Burada
yer alan metinler Abdulkadir es-Sufi'nin Yüz Basamak
adı ile yayınlanan eserinden alınmış olup Şazeliyye
tarikatının Darqawi kolunun tasavvuf anlayışını
yansıtmaktadır... Eserde
tasavvufi terminolojiyi ifade eden kavramlar 100
bölüm halinde düzenlenmiştir. Burada
bu bölümlerden bazıları kitabdaki sıralanış sayıları
ile sunulmuştur.
ŞERİAT
~ 2
Şeyh'ül
Ekber, "Hakikate şeriatın söylediğinden başka
bir yol yoktur," dedi. İslam şeriatı Allah'tan
başka ilah olmadığını ve Muhammed'in Allah'ın elçisi
olduğunu tasdik etmektir. Günde beş vakit namaz
kılmaktır. Ramazan ayı boyunca oruç tutmaktır. Malının
zekatını vermektir. Eğer imkanı varsa Hacca, Allah'ın
Münezzeh Evi'ne gitmek ve Arafat'ta vakfe yapmaktır.
Şeriat bunların üzerine temellendirilmiştir. Şeriata
uyan kişi, Kur'anî buyruklarda belirtilen geniş
ahlakî ölçüler ve Muhammed sallallahü aleyhi vesellem'in
yaşama biçimi olan sünnet çerçevesinde yaşamayı
seçmiş demektir. Şeriatı kabul etmiş olmak; insan
denilen mahlukun sınırlı olduğunu, bir bedende bulunduğunu
ve böylece fiziksel dünyadaki tüm bedenler gibi,
verilen belirli yasalara uyduğunu derinlemesine
kavramış olmaktır. Hayatın işleyişinde zorlama yoktur,
bunun için şeriata "örgütlenmiş bir din"
denilemez; hayır; bu, insanın, aydınlanmanın suyunu
içmek üzere kendi kaynağına, hayatının kaynağına
ulaşıncaya kadar bilgisini derinleştirmek için benimsediği,
kendi seçtiği hayat tarzıdır.
Bu
yüzden şeriat, varoluşun her kademesinde işlerlik
gösteren biyolojik yasalara dikkat çeker. Nitekim,
inkar edenlerin, kafirlerin de herşeye rağmen kendi
şeriatlerini izlediklerini gözleriz. Herkes bir
şeriat tutar, uydurulmuş da olsa hepsinin bir işlevi
vardır. Bizim şeriatımız herşeyiyle rahmettir. Onlarınki
ise her zaman zalimdir, baskıcıdır, daraltıcıdır.
Bizimki milyonlarca insanın sevgilisi, Yaratılmışların
En Mükemmeli vasıtasıyla gelendir. Onlarınki, ıssız
kuruntuların karanlık gölgesidir.
TARİKAT ~ 3
Yol,
iki karşıtlık arasında, şeriat ve hakikat arasında
uzanır. Zahiriyle tanımlanabilir ve batıniyle tasdik
edilir. Şeriatın İslam olarak adlandırılışı gibi,
tarikat da îman -kabulleniş- olarak adlandırılabilir,
îman kabul ediştir, İman Allah'ın, Kitaplarının,
Elçilerinin, Meleklerinin, Son Gün'ün, Mizan'ın,
Kader'in kabulüdür. Olaylardaki yaratılışsal gerçekliklerden
görünendeki kişisel kozmik manzaraya kadar, tüm
kozmik manzaranın batınîleştirilmesidir. Bütün bunlar
varoluşun ikili (dual) tabiatını ve onun tevhid
sırrının anlamlarını açıklıyor ve yorumluyor.
Tarikat
alelade varoluşun güvenli konumundan arayışın tekinsiz
varoluşuna geçiştir..Bu, kişinin hayatını anlamlı
kılan özel tasarımlarından, yani aileden vazgeçmesidir.
Allah celle celalühü, bunun bir tuzak olduğunu ikaz
etmiştir. Bu ikaz, toplumun sunduğu hedefin terki
anlamına gelir. Toplumun sunduğu hedef yine toplumun
kendisidir ve vadettiği şey de topluma kulluktan
ötürü ödüldür. Arayışı göze alan kimsenin ödülü
hayatın sonunda değil Görünmez'de ve ölümden sonradır.
Bu, hayatı hedefleştiren şöhret ve başarı tasarımlarını
terketmek demektir, çünkü nefîs, "arayıcı"
(mürid) için bir düşmandır. Yani nefs, saf ruhun
nurlu hakikatine dönüşünceye kadar bir düşmandır.
Şeriat
boyun eğmektir. Tarikat teslimiyettir. Hakikat galibiyettir.
HAKİKAT ~ 4
Hakikat,
gerçekler, arayıcının kalbine akan bilginin iç parıltılarıdır.
Şeriatın duyumların alanı oluşu gibi, hakikat de
anlamların alanıdır. Biri nasıl zahir'in ilmi ise
öteki de bâtın'ın ilmidir. Bunu müşahade etmenin,
insan olma, ölümlü olma, zaman - içi bir yaratık
olma gerçeğine boyun eğmekten başka yolu yoktur.
Şeriata bir kez boyun eğildi mi, Yol'daki arayıcı
yokluktan gelip yokluğa gittiğini anlar. Zaman dardır.
Kaçırılmamalıdır. Kestirmeden git! Bu dünyada herşey
görünürdedir ama insanlar her yerde kör. Dünya nimetlerinin
insanlara doyum getirmediğini görmeye katlanamıyorlar.
Doyumun hayal aleminde aranması gerektiği söylenmiyor;
öteki dünyada, ölüm sonrasında aranması gerektiği
söyleniyor. Burası eylem (ameller) kuşağıdır. Kamil
insanlık statüsüne ulaşmak, kuralları yıkmadan mümkün
değildir. Kuralların
yıkılması denilen şey Yol'dur. Meyveleri şehadet
ve aydınlanmadır. Ne var ki bunlar, duyumda ölüm
- sonrası'na aittir. Bunun için, mana aleminde görüm'e
ulaşmak demek, duyumsal ölümden önce mananın ölümüyle
ölmektir. "Ölmeden önce ölünüz,"der ünlü
hadis... "Kendinizi kabir sakinleri gibi kılınız,"
benzeri buyruklar Sahih'te birçok kez tekrarlanır.
Bu,
hayattan vazgeçmeyi değil, büyük bilgiye ulaşmak
için amel gerektiğini öğretir ve hikmeti de budur.
Eğer
hakikati arzu ediyorsanız, artık hayatınız asla
eskisi gibi olamaz, "İnsan uykudadır, öldüğünde
uyanır!" Hakikat uyanıştır, ihsan.
EDEB ~ 5
Edeb,
ruhsal incelik, içtenlikli iyi davranışlardır. Edeb
içtenliği, o da alçakgönüllülüğü ifade eder. Çünkü
kişi eğer davranışlarından haberdarsa, o zaman bencilliğiyle
güdülmekte ve kendiliğinden [zorlamasızl davranış
melekesinden yoksun bulunmaktadır.
Edeb,
dünyada hemen hemen imkansızdır. "Doğru davranışlar"
dünyada yaşanır. Edeb halk çevresinde gösterilir.
însan bir kez halkın korunmuş çevresine girdi mi,
bir güven ortamına girmiş olur. Artık edeb, sizin
için bir görev olur. Nefs'i -zaviyede, halkada,
Allah'ın kulları arasında, Şeyh'in önünde- köşeye
sıkıştırmışsmızdır. Bu, edeb ortamıdır.
Yol,
edebden başka bir şey değildir.
Yabancıya
ve konuğa gösterilen bir edeb vardır. Fukaraya gösterilen
bir edeb vardır. Soyluya ve seçkine gösterilen bir
edeb vardır. Şeyh'e gösterilen bir edeb vardır.
Edebin kemale ermesi, kendinize gösterdiğiniz edeb
iledir.
İlkine,
varışta ve ayrılışta gösterilen cömertlik ve sunulan
armağanlarla ulaşılır, ikincisi tercihle belli olur.
Elindekilerde ve aldıklannda, kendinden önce kardeşini
tercih etmelisin. Sonraki hizmetle, beklemekle,
sabırla ve dinlemekle olur. Sonraki, Şeyhinin istediğini
sen istiyormuşsun gibi istemendir. Sonuncusu, ilk
aşamada deliler gibi dövünmemen, öfkelenmemen ve
bağırıp çağırmamandır. Orta aşamada aşırı keder
ve neş'eden kaçınmandır. Son aşamada ise Hakikat'in
Huzurunda olmanın hazzıyla hepsini unutmandır.
SÛLUK ~ 7
Sülûk,
yol almanm tüm iç ögelerinin ilmidir. Sülûk, yüreği
kıpırdadığında, içinde aşk uyandığında ve mahlûkatın
merkezinde aşk rüzgarlarıyla hasret fırtınaları
hüküm sürmeye başladığında, kendini delilikten korumak
için sırtını hikmete dayamandır. Dünya ve dünyanın
kapsadığı herşey arayıcı için bir azap ve bir imtihan
halini aldığı zaman, yoldaki kişiyi hikmete ulaştıran;
böylece, yüz geri etmenin baştançıkarıcılığına karşı
zorunlu bazı sınırlamalar koymak gerektiği ve yiğitçe
davranmak mümkün olduğu zaman onu sulara gömülmekten
kurtaran sülûktür. Süluk, meczub (Allah'ın delisi)
olmaksızın cazibenin meyvelerinden faydalanmayı
mümkün kılar; böylece cazibe gerçekleşebilir -zira
o kaçınılmazdır- ama faydasız cazibeden kaçınılmış
olur. Demek ki, insan bir makama mahkum olmadan
müşahadeye ulaşabilir.
Yolumuz
salik/meczub olmak, yani sülûk sonunda cezbeye ulaşmaktır.
Dıştan (zahiren) aklıbaşında ve içten (batınen)
Allah delisi, dıştan dengeli, ayık, içten sarhoş...
Süluk,
zahiren kötü sözleri iyi sözlerle, kötü davranışları
iyi davranışlarla, kötü niyetleri iyi niyetlerle,
doğru konuşana, doğru davranana ve doğru niyet edene
kadar değiştirmektir. Salikin
işareti elinden ve dilinden emin olunması, kanıtı
ise salikin kendi elinden ve dilinden emin olmasıdır.
Süluk,
kişiye usulün hazmedilmesiyle halden makama yükselmeyi
ve makamı da Esirgeyici Rabbin ileriki armağanlarının
umuduyla bırakmayı sağlar. Sülûkun şartı, onu başka
arayıcılar için de doğrulamak üzere geri dönmek
ve Hakikat'in dilinden olandan başkasını iddia etmekten
kaçınmaktır.
MÜRÎD ~ 19
Efendimiz,
Şeyh el - Kamil, Seyyidi Muhammed îbn el -Habib
şöyle demiştir:
"Mürid,
irade'den gelir ve ihlas'a dayanır. Mürid'in hakiki
anlamı, kendi iradesinden soyunan ve Allah'ın kendisi
için istediğini isteyendir. Bu da Allah'a, o şanı
büyük olana ibadet etmekle olur. Çünkü O, "İnsanları
ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım,"
buyurmuştur. Mürid - içerde nefs ve şeytanın sözü
geçtiğinden - nefsini disiplin altına almada zayıf
düştüğünde kendini Şeyh'in iradesine ve O'nun gücünün
korumasına bırakır. Buna karşılık O da, Allah'ın
izni ve bağışıyla etkili olan himmeti ve sözleriyle
müridine, Allah'a itaat ve ibadet etmesinde yardımcı
olur. Böylece bir mürid, zamanın şeyhlerinden hangisi
kendisine uygunsa O'na bağlanmalıdır.
Seyyidi
Abdülvahid ibn Aşir şöyle der: "Mürid, onu
yolculukta tehlikelerden koruyan ve nasıl davranılacağını
bilen bir şeyhten ayrılmaz. Mürid, şeyhi gördüğünde
Allah'ı hatırlar ve sonra Şeyh o kulu Mevla'sına
yöneltir."
İbn
Ataullah, Allah O'ndan hoşnut olsun, Hikem'inde
"Hali seni değiştirmeyen ve konuşması seni
Allah'a yöneltmeyenle birlikte olma ! " demektedir.
Makamın
yükselmesi ve sohbetin yol göstericiliği bu beraberliğin
sonuçlarıdır. Demek ki, kim onunla birlikte olmakla
böyle bir hali bulamazsa, onu Allah'a havale etsin
ve bu tanıma uyan birini arasın. Mürid kendi içtenliği
ve sebatınm gücüne göre bir Efendi[=Mürşid] kazanacaktır.
Yardımı istenecek olan Allah'tır.
ZİKİR ~ 21
Zikir,
Allah'ı anmak, beşerin en büyük melekesidir. Üç
mertebesi vardır. Avam için dilin zikridir. Seçkinler
için kalbin zikridir. Seçkinlerin seçilmişleri için
sırr'ın, gizlinin zikridir; ilki, herkesçe bilinir,
ikincisi, uyanıklıkla yapılan ve bu suretle Mevla'nın
huzurunda kalbi istiğrak alanı kılan zikirdir. Sonuncusu
dehşetli bir iştir. Onda dil susar, kalp durur.
İlki,
yokluk zamiri Hüve'nin zikridir,ikincisi, varlığın
zamiri Ente'nin zikridir, Üçüncüsü, tevhidin zamiri
Ene'nin zikridir.
Birinci
mertebeden ikinciye geçiş, - ritmik sallanışlar
gibi -bazı bedenî davranışlardan, ani haykırışlardan,
ayağa fırlamalardan belli olur. İkinci mertebeden
sonuncusuna geçişin alameti ise uzuvlardaki uyuşma
ve dildeki suskunluktur; böylece zikir "kaybolur".
Üstadım, Saki, Şeyh el-Fevterî bunun için şunları
söylemişti: "Ne harika şey! Sen zikri arıyordun,
zikir de seni arıyordu!"
Hikem'de
deniliyor ki: "Zikirde Allah'ın Huzur'unu duyumsayamıyorum
diye zikri terketme! O'nun zikrini unutman zikirde
O'nu unutmandan daha kötüdür. Herhalde o seni, unutkanlığın
zikrinden uyanıklığın zikrine, uyanıklığın zikrinden
Huzur'un zikrine, Huzur'un zikrinden içinde zikredilenden
başkası olmayana götürür. Ve bu, Allah için güç
değildir."
Allah'a
doğru yolculuk için gerekli üç şey vardır. Zikir
bunlardan ilkidir.
FİKİR ~ 22
Fikir.
Düşünme. Şeyh ibn Ataullah, Hikem'inde şöyle der:
"Fikir
kalbin gayblık alanında yolculuğudur. Fikir kalbin
ışığıdır, söndüğünde kalbin de aydınlığı kalmaz.
Fikir iki türlüdür: teyidin ve imanın fikri, müşahadenin
ve tecellînin fikri; ilki imtihana çekilenler için,
ikincisi de tecellî ve basiretin ruyet ve iç müşahade
ehli içindir."
"Ufukta
ve nefs'te ayetler var." Öyleyse ilk fikir
yaratılışta Allah'ın birliğini tanımak ve alemde
Buyruğu bilmektir. İkinci fikir, insanın özünü,
uzuvlarının büyüklüğünü, melekelerin sıralanışını,
iç uyanıklığını (vukuf) "Ben"in ulaşılamazlığını
dikkatle düşünmektir. Üçüncü fikir, murakabenin,
gözlemlemenin en derin evresinde, halvette yer alır.
Burada O'nu görmemizin imkansız oluşu gerçeği karşısında,
O'nun bizi görüyor oluşunun şiddetiyle, gözlemcinin
bulunduğu yer eriyip gider.
Zikir
duyumsaldır, fikir anlamdır. Zikir zahiridir; fikir
batınidir. Allah'a doğru yolculuk için üç şey zorunludur.
Fikir bunlardan ikincisidir.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|