Geri
TASAVVUF ve TARİKATLER
..:: 1 ::..
Yazar
: Dr. Selçuk ERAYDIN
Yayınevi
: M.Ü. İlahiyat Fakültesi
Baskı
: İstanbul / 1994 / 518 shf.
ISBN
:
Bilim
Grubu : Din / Tasavvuf
Türü
: Telif
Hitap
Ettiği Okuyucu Kitlesi: Özel İlgi
Kitabın
Artıları:
Adında
anlaşılacağı üzere önce çok güzel bir şekilde tasavvufun
tanımı ve doğuşu sonrada tarikatlar sistematik olarak
çok güzel anlatılıyor.
Kitabın
Eksileri:
Eser
tasavvufun anlatan modern bir eser. Klasik dönem
tasavvuf eserlerinin özelliğini taşımıyor.
Genel
Değerlendirme:
Eserde
ilk önce başka dinlerdeki mistizmden bahsediliyor.
Sonra tasavvufun doğuşu, mevzuu ve gayesini anlatılıyor.
Akabinde ilk mutasavvıflar, tasavvufun özellikleri
ve tasavvuf ıstılahlar ele alınıyor. Sonrada vahdet-i
vücud ve Anadolu ve Horasandaki tarikatlar anlatılıyor.
Özel
Not:
Eser
okunarak genel tasavvuf malumatı edinilebilir.
Giriş
bölümüyle başlayan bu kitap, dört bölümden oluşmaktadır:
1.
Tasavvuf Tarihi
2.
Tasavvufi Islahatlar
3.
Vahdet-i Vücud
4.
Anadolu ve Horasan'da Tasavvufi Cereyanlar, İntişar
Eden Tarikatlar
Kitabın
sonunda ise, tarikatların ve şubelerinin alfabetik
sırası, bazı tasavvufi metinler ve açıklamaları
bulunmaktadır: Su Kasidesi, Mesnevi... gibi.
TASAVVUF
İnsanın
lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilip "hal"en
yaşaması olarak tarif edilmektedir. Bir düşünceyi,
bir fikri çeşitli meslekleri kendi haline terk etmek
gelişmesini engeller. Spor, bütün bedeni hareket
ettirdiği gibi onu canlı bırakır, gelişmesini sağlar.
Fikirler de hal olarak yaşanırsa gelişir ve kalıcılık
sağlar.
Tasavvuf,
her felsefi düşüncenin ideale yöneliş esasını teşkil
eder. Kali hale tebdil etmek şekliyle ifade edilen
tasavvuf, İslam Dininin ihtiva ettiği bilgi sisteminin
kuvveden fiile yani kalden hale, nazariyeden ameliyeye
dönüşüdür. Tasavvuf, kalbin masivadan alaka kesilmesiyle
sağlanır.
Hakk'a
kul olmanın gerçekleşmesi, seyr-i süluk, manevi
yolculukla mümkündür. insanlar bu yolculuğu üç şekilde
yaparlar:
1.
Tarik-i Ahyar: Namaz, oruç, Kur'an tilaveti gibi
ibadetleri devamlı olarak yapmak
2. Tarik-i Ebrar: Mücahede ve riyazat ashabıdır.
Kötü ahlakı iyi ahlaka çevirerek mücadele etmek.
3.
Tarik-i Şettar: Şevk, Iştiyak, zikir, fikir, şükür
yoludur. Bu ise on şekilde olur: Tevbe zühd tevekkül,
kanaat, uzlet, Allah a teveccüh, sabır, rıza, zikir,
murakabedir.
Tasavvufta
önemli olan islami esaslara uygun bir hayat yaşamaktır.
Cüneyd-i Bağdadi'ye göre tasavvuf; seha, rıza, sabır,
işaret, gurbet, sof giyme, seyahat ve fakr gibi
sekiz haslet üzerine kurulmuştur.
Tasavvuf
kelimesi; Ashab-ı Suffa, saff-ı evvel, Benu's- Sufa,
safevi, savf, sofos-sophia sof kelimelerinden türeyebileceği
söylenmiştir.
Tasavvufun
mevzuu; insanın güzel ahlak ile ahlaklandırmak,
hal ehlinden olmasını sağlamaktır. Gayesi ise; Hakk'ın
rızasını kazanmak, nefsi temizlemek, Allah Rasulü
(sav)'nün ahlakı ile ahlaklanmaktır.
İlk
mutasavvıflar ; Hasan Basri, Süfyan-ı Sevri, Ebu
Haşim, Râbiatü'I- Adeviyye sayılabilir. Türkistan'da
tasavvufun yayılmasında Hoca Ahmed-i Yesevi'nin
büyük katkılan olmuştur. Yine ilk mutasavvıflar
arasında; İbrahim Edhem, Zünnun-ı Mısri, Maruf Kerhi,
Seriyy Sakati, Bişr-i Hafi, Şakik Belhi, Ebu Yezid
Bistami, Hamdun Kassar, Cüneyd-i Bağdadi sayılabilir.
Bunlar
hakkında da kitapta geniş bilgi bulmak mümkündür.
Velayete
ulaşmanın yollan şunlardır:
1-İbadetleri
yerine getirmekteki ihlas
2-
Su-i zandan uzaklaşmak
3-
Gurur ve kibirden kaçınmak
4-
Doğruluk
5-Emanet
6-Muhabbet
ve buğz
7-
Tevbe, Hakk tan haşyet
8-Hüsn-i
zan
9-Sabır
Bir
insanın veli olduğuna delil son nefesinde imanlı
gitme şartıdır. Velinin kendisini bilip bilemeyeceği
hususunda tartışmalar vardır. Velayet, ikiye ayrılır:
Velayet-i Amme ve Velayet-i Nefsin mertebeleri ise
şunlardır: Nefs-i Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne,
Radiyye, Merdiyye, Kâmile.
Tevbe
üçe ayrılır: Azap korkusuyla yapılana tevbe, sevap
arzusuyla yapılana inabe, sırf Allah hoşnutluğunu
kazanmak için yapılana da tevbe denir.
Vera,
zühd başlangıcı olarak ifade edilmiştir. Ağızdan
kalbe giren ve çıkanın Allah ve Resulü (sav)'nün
arzu ettiği şeyler olmasına dikkat etmektir. Haram
ihtimali olan şeylerden çekinmektir. Dört kısımda
mütalaa edilmiştir:
1.
Vera-ı adul: Fetva ehlidir. Dinin hükümlerine riayet
etmektir.
2.
Vera- süleha: Haram ihtimali olan şeylerden çekilmektir.
3.
Vera-ı muttakıyan: Helalde şüpheli olanlardan uzaklaşmaktır.
4.
Vera-ı sıddikin: Hakk'a ibadette kuvvet kazanmak
için, kifaf- ı nefs etmektir. (Kifaf-ı nefs; bir
kimsenin ölmeyecek kadar olan rızkı, nafakası.)
VAHDET -İ VÜCUD
Her
yerde ve her şeyde kalbini yalnız Allah ile meşgul
etme hali ve yaşayışıdır. İmam-ı Rabbani tevhidi
vucudi ve şuhudi olmak üzere iki kısımda mutalaa
eder. Vucudî tevhid, mümkün olan şeylerin vücudunu
Allahu Teala'nın vücud denizinin dalgasını görmektir.
Varolan şeyler Allahu Teala'nın varlığının tezahürüdür.
Bu makama ulaşmış olanlar Hakkın vücud denizine
daldıklan için (Fenafillah) orada denizden ve dalgadan
başka birşey göremez.(Şuhudi Tevhid).Kendini de
bu deryadan bir damla kabul ederler. Vücudî tevhid,
latife-i kalbin seyrinde meydana gelir. Önce imkan
dairesinde seyreder. Hallac-ı Mansur bu istiğrak
halinde `Enel hak' dediği için idam edilmiştir.
Panteizm
fikrinin sahipleri, bütün eşyanın Allah olduğunu
ileri sürerler. Yani yaratan ile yaratılanın ittihadına
inanırlar. Bunu iki şekilde izah ederler.
1-Gerçek
olan Allah'tır. Alem bir takım görüntülerden başka
bir şey değildir.
2-
Alem hakikidir. Allah mevcud olan şeylerin hepsidir.
Birbirine
zıt gibi görünen iki görüş şöyle özetlenebilir:
Allah'ın vücudundan başka bütün varlıkların bir
hakikate malik olmadığını, tabiatın Hak'ta fani
olduğuna Yani sınırlının sınırsızda birleştiğine
inanırlar. Bunların inancı her şey Allah diye ifade
edilebilir. Benim anladığım Vahdet-i Vücudçular
mevcudun Allah'ın delil olduğunu görür ve söylerler.
Panteistler ise, mevcudu (varlığı) Allah'ın bir
cüz'ü olarak görürler ve her şey Allah'tır derler.
Bu örü ün en önemli simaları Spinoza ve Hegel'dir.
NOT:
Eserdeki Vahdet-i Vücud ve Panteizm bölümleri ehl-i
halin anlayacağı ve bileceği bölümler olduğundan
anlaşılması için bizzat okunması gerekmektedir.
Behaki'nin
beyanına göre her yüz senede bir müceddid gelecektir.
Bunların ilki Ömer bin Abdülaziz ikincisi İmam-ı
Safi, üçüncüsü Ebul Abbas bin Süreyc (Ebu Hasan
e1 Eş'ari), dördüncüsü E1-Bakıllani, beşincisi İmam-ı
Gazali, altıncısı Fahru'r -Razi yedincisi İbn Dakiki'l-
id, sekizincisi de Zeynu'l Iraki
ANADOLU'DA VE HORASAN'DA TASAVVUFİ CEREYANLAR
VE İNTİŞAR EDEN TARİKATLAR
Türklerin
Müslüman olmalarından sonra miladi 11. asırda bilhassa
göçebeler arasında dervişlerin azami gayretleriyle
tekke ve tarikatlar bütün Selçuklu Devleti'nde her
tarafa yayıldı. Hoca Ahmed Yesevi tarafından bilhassa
Horasan ve Maveraü'n-nehir Türkleri arasında Yeseviye
tarikatı en yaygın tarikattır. Anadolu'da 13. asırda
tarikatların menşei olarak Hacı Bektaş-ı Veli görünmektedir.
Bektaşî tarikatı Osmanlı'ya kadar uzanmış Yeniçeri
ocağının dayanağı olarak kabul edilmiş ve büyük
nüfuz kazanmıştır. Selçuklularda tarikat derecesinde
müessir olan başka bir teşkilat da 'Ahilik' müessesesidir.
Osmanlı'daki Tasavvufi Cereyanlar:
Osmanlı
beyliği kurulurken Osman Gazi Şeyh Edebali'nin kızını
almıştır. O dönemde Ahi şeyhleri de savaşlara katılmakta
idi. Osmanlı'nın büyümesinde Ahiler büyük rol oynamışlardır.
Osmanlı'da ilk kurulan tarikat Nurbahşiyye Tarikatı'dir.
Emir Sultan vesilesiyle Bursa'da kurulmuştur. Bayramiyye
Tarikatı özellikle Şemsiyye (Akşemseddin), Melamiyye
(Emir Sıkkini), Celvetiyye (Aziz Mahmud Hüdayi)
gibi çeşitli kollara ayrılmıştır. Irak, Suriye ve
Mısır'da Kadiriyye, Rufaiyye, Mevlevilik meşhur
tarikatlardandır. İslamiyet'in Afrika'da yayılmasında
en büyük hizmeti Kadiriler yapmıştır. l9. asırda
Sudan'daki öğretmenlerin hemen hepsi Kadiri Tarikatı
mensuplarıdır. Osmanlı eyaletlerini Afrika, Irak,
Cezayir, Tunus tarikatlerle idare etmiş ve kendisine
bağlamıştır. Bugünkü Masonluk ve misyonerlik faaliyetlerinin
merkezi çalışmaları gibi.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|